30 Mart 2010 Salı
Tayyip bu sever de döver de...
Özgürlük anlayışı...
29 Mart 2010 Pazartesi
Kuşatılmış Kimlik
23 Mart 2010 Salı
Üniformalı özgürlük
19 Mart 2010 Cuma
Haydi demokratlar askere...
Siyasi görüş kayganlığı
Tüm Ermenilere vatandaşlık versek
14 Mart 2010 Pazar
Say bakalım Öcalan
'Sayın Öcalan' diretmelerini anlamakta sıkıntı çektiğimi itiraf etmem gerekiyor.
BDP milletvekilleri düzenledikleri bütün basın toplantıları, kongre vb organizasyonlarda ’Sayın Öcalanı serbest bırakın’, ’Sayın Öcalanın koşullarını iyileştirin’ gibisinden ifadelerle Öcalana ’sayın’ diyemezsin diyen mahkeme kararlarına muhalefetlerini devam ettiriyorlar.
Hem Öcalan’ın sesi oluyorlar, hem de partilerinin bu nedenle kapatılabileceğini bile bile tabanlarına parti üzerindeki Öcalan gölgesini hissettiriyorlar. Öcalancı kitlenin desteğini almaya çalışıyorlar. Destek vermeyen Kürtlere de PKK vesayteinden çıkamayacakları korkusunu yaşatmaya çalışıyorlar.
Buraya kadar hadi neyse diyelim. Ortada hapiste bir lider var. Ona inanan bir halk kesimi var. Inandırılmaya diretilen bir halk kesimi var. Siyasi rant var. Iktidar hevesi var. Maydan okuma var. Intikam var. Neyse işte var oğlu var. Tamam buraya kadar anladık.
Ama ilk söylediğime geri dönersem bu ’sayın’ diretmesini anlamakta sıkıntı çekiyorum.
Bunun iki nedeni var.
İlki Kürt siyasetçilerin Öcalan ve PKK’nın kendi hareket alanlarını daralttigini anlamamalari. Bugün bu kesim Türkiye Kürtlerinin sadece üçte birinin oyunu alabiliyor ve bu üçte bire dahi ulaşırken baskı unsurlarını kullanıyor. Öcalan ve PKK’ya saplanıp kalmasalar hak ve eşitlik mücadelelerinde daha kolay, daha hızlı yol alabieceklerinin farkına varmak istemiyorlar. Kendi statükolarına, kendi vesayetçilerine saplanıp kalarak halklarına haksızlık ediyorlar.
İkinci nedeni ise bir lider olarak Öcalan’ın basiretsizliklerle dolu bir geçmişinin olması. Bir lider düşünün ki her zaman önce ben diyor halkım demiyor, kendi hakları için savaşıyor halkının hakları için savaşmıyor. Bir kere bile günlük keyfini bozabilecek bir açlık grevine dahi gitmiyor. PKK’nın operasyonlarını bizzat yönettiği yıllarda ön saflarda değil. Kendi halkını haraca bağlıyor, gençlerini ölüme itiyor, savaştığı ülkenin derin devleti ile bağlantılar kuruyor.
Sayın değil de ’say bakalım Öcalan’ demek lazım aslında. Say bakalım bu siyasetçiler ne oluyor da senin vesayetinden çıkma cesareti gösteremiyorlar. Ne oluyor da halkına zülum etmekte sakınca görmüyorsun. Say bakalım neler yaptın nasıl bu durumlara geldik...
Artık sen de geçmişinle hesaplaş ve kirli temiz çamaşırlarını dök ortaya.
Amerika’yı, Irak’ı, Iran’ı, Suriye’yi, Yunanistan’ı, İtalya’yı, Fransa’yı, Türkiye’yi, Ergenekon’u, uyuşturucuyu, silahı, haracı, kara parayı anlat artık. Bize anlatmiyorsan kendi halkina anlat. O zaman karar verelim sana sayın diyenlerin haklılık payı var mı yok mu... O zaman bakalim halkin sana sayin demeye devam edecek mi etmeyecek mi?
Türkiye iyi yoldaymış da haberimiz yokmuş
ABD’de Ermeni Soykırımı yasa tasarısı onaylandı. İsveç Parlamentosu ’soykırım’ı yasalaştırdı. Sırada İngiltere’nin olduğu söyleniyor. Erdoğan İngiltere’nin benzeri bir yasayı çıkarmasını engellemek için İngiltere turuna çıkacak.
Gerek ABD’de gerekse İsveç’te ’soykırım’ın yasalaşmasının nedeni bu ülkelerin Türkiye’nin inkar politikası ile hesaplaşması, ileride benzeri soykırımları yapmaktan alıkoyulması, soykırım mağdurlarının maddi kazanımlarla acılarının hafifletilmesi falan değil. Yasaların nedeni tamamen bu ülkelerin iç politikalarındaki oy avcılığı. Gerek Obama’nın iktidara gelirken diaspora yandaşlarına verdiği sözler, gerekse İsveç’teki sosyal demokratların İsveç’te yaşayan Türkiyeli azınlıkların oylarına talip olması bu sonuçları doğurdu. Bir başka açıdan bakarsak da topraklarından edilen, ya da topraklarından edildikleri iddiası ile bu ülkelere iltica eden azınlık halklar orada kurdukları düzen sayesinde ’anavatan’ları ile hesaplaştılar.
Yalnız bu ’hesaplaşma’nın bu tarihlere denk gelmesini tesadüfi bulmuyorum. Yabancı ülkelerdeki Türkiye karşıtı organizasyonlar intikam çığlıklarınını onyıllardır atıyorlar ancak hiçbir türlü karşılık bulamıyorlardı.
Ne zaman Türkiye dış politikadaki icraatları ile bölgesel güç olma hedefinde ilerledi, o zaman bu tasarılar onaylandı. Buradaki durum ’Türkiye’de icraatın peşinde koşan iktidar cezalandırılır’ ’icraat yapacağına akışına bırak, gerekenleri gör, gerekmeyenleri görme, yeniliklerin peşinden koşma’ diyen, bunu direten statükonun boşuna konuşmadığının bir göstergesi oldu.
ABD ve İsveç bu yasaları (veya tasarıları) geçirerek statükoya hizmet ettiler. Gerek dış politikada güçlenen bir ülkeyi güçsüzleştirerek kendilerine en azından bölgesel anlamda bir rakip oluşmasını engellemek istediler. Gerekse ülke politikasını açılımlarla destekleyerek kademe atlamaya çalışan bir ülkeyi yolda bırakıp, o ülkedeki statükonun da ekmeğine yağ sürdüler.
Bence resim bu kadar net, bu kadar basit, hatta bu kadar sığ.
Ne zaman ki icraat başladı, ilerleme başladı, değişim başladı, o zaman statüko devreye girdi.
Bundan önceki iktidarların daha olumlu dış politikaları sayesinde soykırım yasalarını engellemiş olabildiklerine inanabiliyor musunuz? Koalisyon hükümetleri ile hareket edemeyen dış işleri, statükodan beselenen hükümetler daha mı başarılı idi de biz göremedik?
Türkiye iyi yoldaymış da haberimiz yokmuş.