"Öyle garip, öyle çirkin yorumlar getiriyorlar ki... Yani akla hayale gelmez şeyler. Ya siz bu ülkeye yardımcı mı olacakısınız, ortamı kızıştıranın gayreti içinde mi olacaksınız? Bir ülkenin cumhurbaşkanının, başbakanın ve genelkurmay başkanıyla bir araya gelerek değerlendirmesi yanlış bir şey mi? Diğer kurumların başkanlarıyla bir araya gelmesi yanlış bir şey mi? Bu anayasayla cumhurbaşkanına verilmiş yetkiler, haklar. Bunu bile gazetelerin köşelerine garip garip yorumluyorlar.
O gazetelerin patronlarına sesleniyorum. ‘Ne yapayım, köşe yazarıma hakim olamıyorum’ diyemezsin. Sen bunun sorumlususun, diyeceksin.
***
Üçlü görüşmeyi nasıl böyle yaparlar, genelkurmay başkanı oraya nasıl gidermiş, genelkurmay başkanının katıldığı toplantıya 'cumhurbaşkanı zirvesi' nasıl denir... Böyle saçma şeyler olur mu? Bunlar edebe ve adaba sığmaz. Herkes fikrini söylemekte serbesttir. Ama o insanlara o kalemleri teslim edenler de der ki ‘Kusura bakma, bizim dükkanda sana yer yok’. Herkes vitrinine layık olanı koyar."
Bu açıklamalardan da çok iyi anlaşılıyor ki Başbakan'ın ifade özgürlüğü ve eleştirilerle arası pek iyi değil.
Demokrasi çığırtkanlarının (demokrasicilerin) şu anda hangi partiyi desteklediklerini çok merak ediyorum.
Türk miliyetçisi MHP'yi veya Kürt milliyetçisi BDP'yi desteklediklerine ihtimal vermek istemiyorum. Statükocu CHP baş düşmanları konumunda. Onları da geçtik. AKP ise bu ve benzeri ifadelerle demokrasiye inanmadığını, sadece işine geldiği sürece demokrasiden yana olduğunu pekala belli ediyor.
Belli ki AKP'nin tek derdi daha önceki mağduriyetleri (Erbakan hükümetinin istifaya zorlanması ve Gül'ün Cumhurbaşkanlığı öncesinde verilen muhtıra) ile hesaplaşma. Demokariscilerin onları destekliyor olmaları gerçek demokrat olmadıklarının, onların da aynı AKP'nin yaptığı gibi hedefe giden yolda her yolu mübah gördüklerinin açık bir göstergesi olacaktır.
Demokrasiciler halka ve demokrasiye inanıyorlar. Halkın temsilinin tam yansıması olması gerektiğini, yönetime üst merciler tarafından müdahele olmaması gerektiğini söylüyorlar. Onlara kalsa barajın tümden kalkmalası, halk ne diyorsa onun iktidarının devam etmesi gerekiyor.
Peki nasıl olyor da demokrasiciler halkın oylarının %90'ından fazlasının temsil edildiği bu mecliste kendileri ile aynı görüşü paylaşan bir parti bulamıyorlar? Ve buna rağmen daha fazla temsilden yanalar.
Bu durumda onların istediği demokrasinin de 'Atatürk'ün tepeden indirdiği demokrasi'den ne farkı kalıyor?
Hani halk istediği (hakettiği) gibi yönetilecekti?..