26 Ocak 2010 Salı

Demokrasi karşıtlarına anti-demokratik yaklaşımlar...

Türk Silahlı Kuvvetleri her gün yeni bir darbe planı iddiası ile karşı karşıya kalıyor. TSK iddialar karşısında oynanan sinirlerinin değil de mantığının sesi ile reaksiyon vererek bu tip iddiaları içindeki darbe yanlısı komutanların tasfiyesine vesile olarak kullanırsa akıllıcı bir iş yapmış olur.

Askerlerde ortak paydalar bulmak çok zor değil. Sırlarıyla ölmeye yeminli, çoğu hallerde yapılanların arkasında durmayı seven, 'höt' dediğinde de her zaman 'al sana göt' denilmesine alışmış insanlar. Askerlik ise ancak emir-komuta zinciri ile işleyebilen bir sistem. Rütbeler komunist orduların dahi vazgeçilmezi olmuş.

İlker Başbuğ da bu zincir içerisinde yükselmeyi başarmış birisi. Kabul görmüş askerlik vasıflarının tümünü taşıyor. Bu nedenle basın toplantısı yaparken elini kürsüye vuruyor, darbe planı yaptığı iddia edilen altlarına refleks halinde arka çıkıyor, sesini yükseltiyor ve kaşları çatık. Hepsi askeri gelenek icabı.

Geleneksel askeri çehresinin yanında kendi kuyusunu kazdığını düşündüğü birimlerle dahi iletişim kurulabilen, AKP iktidarını tahammül edilemez bulmayan ve son açıklamalarında da değindiği gibi darbe karşıtı bir lider. Bu felekten geçip bu vasıfları koruyabilmek herkesin harcı değil.

Askerden geçmiş darbelerin intikamını alma peşinde koşan demokrasi çığırtkanları, İlker Başbuğ'u 'Askerini Allah Allah diye hücum ettiren bir ordu nasıl cami bombalar' ve bence daha önemlisi 'Allah Allah diye hücum ettirmek talimnamelerimizde var' deme noktasına kadar getirdi. Bence sorumlusu ve kontrol edeni olmadığı konularda bu kadar taciz edilmesi yanlış. İlker Başbuğ'u bu duruma düşürdüklerini gören demokrasi çığırtkanları eminim kıs kıs gülmüştür. Başbuğ'un bu durumunu kendi zaferleri olarak tanımlamışlardır.

Ancak unutmamalılarki Başbuğ'u kaybetmek onlara bir şey kazandırmaz. Bu ülkede daha önce başarılı darbeler yapıldı. Bir çok kez Genelkurmay Başkanları, Cumhurbaşkanlığı mevkisini işgal etti. Ancak daha hiç sivillerin askeri iktidarı ele geçirdikleri görülmemiştir. Siviller hiçbir zaman askeri yönetimi ele geçiremeyecek. Ve mesela Milli Savunma Bakanı olmasından hareketle Vecdi Gönül'ü Genelkurmay Başkanı yapamayacaklardır.

Askeri demokratik çizgiye çekme çalışmalarına önce askerin kendisini ve askeri yapıyı anlamakla başlamak lazım. Her kesime toleransı esas alması gereken demokratlık anlayışı bu toleransı kendisine karşı tehdit oluşturabilecek 'darbeci' kesimlere karşı da göstermek zorundadır. Aksi halde bu kesim kendisiyle çelişir. Zihinleri hastalanır.

Demokrasi çığırtkanları, karşısında buldukları Türk, Kürt, Laz, Musevi, Alevi, Sunni, Hristiyan, Rum, Roman, Lezbiyen, Gay olduğu zaman anlamaya çalışıyor da, Asker yada Darbeci olduğu zaman yok etmeye mi çalışıyor? O zaman onlarında biz cumhuriyet rejimini koruyoruz diyerek darbe yapmayı kendine hak görmüş olan askerlerden ne farkları var?

Erdoğan 'şeriatçı değilim' dediğinde anında inanmakta beis görmeyenler, Başbuğ'a da 'darbeci değilim' dediğinde inanmak durumundalar. Ortak akıl, mevki sahibi insanların söylemlerine güvenmeyi ve prim vermeyi gerektirir. Aksi yaptırımları görülmediği sürece onları ve camialarını geçmişleri nedeniyle cezalandırmak ilkellik olur.

Genelkurmay içindeki darbecileri temizlemeye başlar, bunu halka hissettirir ve Jitem'in kabulüne kadar uzanacak 'ortalaşma' sürecine girerse halkın ordusu olabilir. Buna karşılık demokrasi çığırtkanları da Başbuğ'u kazanmaya çalışır ve varlığını bir şans olarak görmeye başlarlarsa söylemlerinde haklılıklarını geçerli kılabilirler. Sonuçta ancak bu şekilde Türkiye bu işlerin içinden sağ salim çıkabilir.

2 yorum:

Berkay dedi ki...

Katılmadığım bir iki noktaya belirteyim hazır vaktim varken...

- Bence bir ülkenin Genelkurmay başkanı hangi mesleki yollardan geçerse geçsin, onun o yollarda edindiği tecrübeler kamuoyunu bağlamaz. Ve medyaya karşı konuşurken kurumu temsil etme gibi önemli de bir sorumluluğu olduğundan herhangi birilerini azarlar bir pozisyonda asla ve asla bulunmamalıdır. İnsan olan İlker Başbuğ'ya bu anlayış gösterilir herkes tarafından. Ama TSK komutanı olan İlker Başbuğ'ya gösterilmez - gösterilmemelidir. Dolayısıyla askerlik mesleğinin doğasında olan bir takım yaklaşımlar sivil toplum ile ilişki kurarken devre dışı kalmalı ve bu da o mesleğin bir parçası olarak görülmelidir.

- Bence eleştirilerdeki amaç Başbuğ'yu yıldırmak ya da kaybetmek değil ancak Genelkurmay başkanlığı koltuğunun temsilcisinin "normalleşmesine" dair beklentilerdir. Eleştirilerin altındaki temel özlemin oranın başka bir kurumun ya da kişilerin iktidarına devri olduğunu sanmıyorum.

- Demokrat duruşun tutarsızlığının sorgulanmasıyla ilgili olarak buradaki eleştirinin şiddetinden rahatsızlık duyulduğunu anlıyorum. Fakat verilen örnek çok adil değil gibi geldi bana; Türkiye'de azınlıklara (etnik kimliğe) karşı daha hassas ve yakın bir duruş gösterilmesi bu kavramların geçmişte ne tip haksızlıklara uğradığını düşünürsek oldukça doğal. Hele bunu darbecilerle kıyaslarsak. Darbecilik (günümüzde) suçtur ve demokrat yaklaşımdan bile bir tahammül almaması gerekir. Okullarda kötü birşey olarak okutulmalıdır o artık. Asker kavramı ise bu ülke demokratlarının zihninde haklı bir bilinçaltı kirliliğine sahiptir. Bu nedenle ona da fikir düzleminde diğer kavramlarla eşit mesafeli bir demokrat duruş gösterilmesi askerlik kurumunun devlet bünyesinde hali hazırda sahip olduğu güç nedeniyle felsefi açıdan etik olmaz.

Free Siyaset dedi ki...

Yorumlar için teşekkürler sevgili Berkay. İlk iki tespitinde çok ayrı düşünmüyoruz. Sadece biraz daha empati ve anlayıştan yana olmak lazım diye düşünüyorum.

Son katılmadığın noktada ise: demokratlık bakış açısını sadece azınlık yada 'mazlum'la sınırlamak bence doğru değil. Zaten örneğimde de Türk ve Sunni kimliklerini de örnek göstererek çoğunluklara da bu anlayışın gösterilmesi gerekliliğini belirtmeye çalıştım.

Suç konusunda ise ortada bir suç varsa 'suçluların hakları' irdelenmelidir. Saygı duymadığımdan değil ama toplumda az saygı duyulduğundan hareketle, Türkiye'de fuhuşun suç olması orospuları anlamanın gereksizliğine işaret etmez.

Yada en basitinden şu anda Türkiye'de bir meslek grubu çalışanları zan altındadır ve o meslek grubundaki insanlar her zamanki mahallelerinde her zamanki bakkallarına kasaplarına giderken karşılaştığı sorularla halk arasında potansiyel suçlu-darbeci muamelesi görmektedir. İçerisinde birkaç 'suçlu' var diye bir meslek grubu tümden aşağılanmaktadır. Burada bir karşı duruş göstermek lazım diye düşünüyorum...