25 Mayıs 2010 Salı

CHP neden değişmesin?

Nuray Mert - Radikal

Hafta sonuna CHP Kurultay’a damgasını vurdu. Halihazırda, Kılıçdaroğlu kendine rağmen ‘lider’, CHP kendine rağmen ülke gündemini belirliyor.
Bunları, Kılıçdaroğlu ve CHP’yi küçümsemek adına söylemiyorum. Sadece bir durum tespiti
yapmak istiyorum. Bazı durumlarda, siyasi alanda, beklenmedik olaylarla, ciddi kırılmalar gerçekleşiyor. Susurluk kazası, Türkiye’de devletin ‘karanlık yüzü’nü hiç olmazsa ortaya serdi. Diğer taraftan, bazen, siyasete ayar verme girişimleri beklenmedik sonuçlara neden oluyor. 28 Şubat sürecinde olanlar, ‘laik’ çevrenin dibe vurması ve AKP’nin siyasal bir güç olarak sahneye çıkmasına vesile oldu.
Meşhur ‘Baykal kaseti’ de, ‘kim yaptı, neden yaptı?’ sorularını mutlaka cevaplamak gereği bir yana, CHP’den, uzunca zamandır beklenen ‘değişim’ hareketini tetikledi. Bundan sonra ne olur, göreceğiz. Ancak, şu anda ne olduğunu iyi okumaya çalışmakta fayda var. Bu noktada, aklını, mantığını ‘Ergenekon söylemi’ne rehin vermenin kimseye faydası yok. Özellikle de, iktidar ve çevresine!
Bu ülkede laik kesim, benzer süreçlerden, geçti. Başlarına taş düşse, ‘irtica’dan bilen, her sorunu ‘irtica tehlikesi’ ile örtbas edip, geçiştirenler, AKP hareketinin yükselişiyle, acı bir ders aldılar. Veya inşallah almışlardır!
Zamanında, laik kesimin siyasal/toplumsal körlüğünün hem mağduru, hem nihai galibi olanlar, şimdi ‘Ergenekon’ söylemiyle aynı körlük girdabına girmiş vaziyetteler. Laik kesim, kendini düzenin sahibi olarak görüp, toplumsal talepler, sıkıntılar, darboğazlara karşı, müthiş bir aymazlık ve rehavet içine girmişti.
Şimdi, iktidar partisi ve destekçileri, kendilerini ‘milli irade’nin yegâne tecellisi olarak görüp, benzer bir aymazlık yolunda dörtnala ilerliyor.
Oysa, CHP Kurultayı’nın yarattığı heyecan, CHP’nin dışına taşan bir heyecan. Üstelik, henüz ortada somut bir şey yok, söz konusu olan, beklenmedik olaylar sonucu yolda düzülen bir kervan. Ancak, bu heyecan ve hareketliliği hafife almak, büyük bir siyasi gaflet olur. Zira, belli ki, bu heyecanı tetikleyen başlıca etken, ‘iktidar’a karşı duyulan tepkilerin bileşkesi. İktidarın dayatmacı, saldırgan, kendini asla sorgulatmayan ve bu açıdan bir zamanlar kendisini mağdur edenlerin dilinin tıpkısını tekrarlayan tutum ve politikalarına karşı biriken tepkiler, CHP etrafında oluşan hareketliliğinin asıl etkenleri.
İktidarı destekleyen çevreler, iktidarın gözünü bu istikamette açmaya, içine düştüğü gaflet uykusundan uyandırmaya çalışmak yerine, karşısına çıkanı ‘karalamak’ yoluyla ‘teskin’ etme yolunu tutmuş vaziyetteler. Ama, en tuhafı, Türkiye’de, ‘daha fazla demokrasi adına’ mevcut iktidarı bir ‘demokratik dinamik’ olarak destekleyenlerin, başından CHP’yi hükmen mağlup etme çabaları.
Belki olur, belki olamaz, ama madem, radikal İslamcı bir hareketin değişimine bunca umut bağladık, nitekim büsbütün haksız da çıkmadık, benzer bir gidişi neden CHP’den ummuyoruz? Neden kapıları baştan kapıyoruz? CHP’nin resmi ideolojinin katı kalıplarından ne ölçüde olursa olsun çıkması, demokratikleşmesi hepimiz için çok önemli olmaz mı? Neden bu yönde gayret göstermek, baskı oluşturmak yerine komplo teorileri, akıl almaz hırçınlıklar, karalamalar? Kemalizm’in, ‘demokratik Cumhuriyetçi’ çizgiye çekilmesi, radikal İslamcılığın ‘muhafazakâr demokratik’ çizgiye dönüşmesinden daha mı zor?
Veya neden denemeye bile değmiyor?
Sakın ezberlerimizi, kafa konforumuzu, rahatımızı bozmamak adına olmasın? Madem, bu partiden, bu çevreden hiçbir şey umulamazdı, o zaman muhafazakârı, demokratı neden, herkes, bunca zaman iktidardan çok CHP’yi sorguluyor, eleştiriyordu? CHP bahanesi ardına sığınıp, kolay iktidar olmak, kolay demokratlık yapmak adına olmasın?
Doğrusu ben, CHP değişimi adına ortada somut çok az şey görüyorum. ‘Emek’ ve ‘sosyal adalet’ söylemini bunca önemsememe rağmen, 70’lerin sosyal demokrasi diliyle siyaset yapmanın, artık fazla karşılığı olmadığına inanıyorum. CHP’nin dilini acilen ve ciddi ölçüde demokratikleştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunlar adına yeni CHP’ye baskı yapmak gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de, samimi olarak, daha fazla adalet ve demokrasi isteyen herkesin de komploculuk yerine bu gayrette olmasını bekliyorum. Fazla söze hacet yok!

Güçsüz iktidar

Tüm kalbi ile Türkiye'nin güçlenmesini isteyen birisi Kılıçdaroğlu da gelse bu kadrolardan oluşan bir CHP'ye oy vermez. AKP'ye oy verir.

AKP'nin dış politikada katettiği yolu en son Atatürk katetmişti herhalde. Bu kadar kaale alındığımız, piyon değil oyuncu olduğumuz uluslarası bir konjönktür görmüş müydünüz ömrü hayatınızda?
Bunun üstüne bir de süregelen tek parti iktidarının uyumu, icraat yapma kolaylığını, bu büyüme gelişme sürecinin bozulmasının istenmemesini ekleyin.
Güçlü bir lider, güçlü bir kadroyu ekleyin.

***

Kılıçdaroğlu;
Obama'yla görüşmeye gitse bacakları titrer,
Perez'e bağırmak bir yana dursun lafını kesemez,
Ahmedinecad'ı görse ülkeye şeriat geldi sanar,
Brezilya başbakanı ile ortak dış politika geliştirdiğini rüyasında görse inanmaz.

Hadi dış politikayı geçtik iç işlerine bakalım:
İkinci adamları hiçbir bakanlık pozisyonuna bile içimize sine sine yakıştıramayacağımız Önder Sav ve Gürsel Tekin olan bir iktidar için güçlü bir iktidar diyebilir miyiz?
Parti örgütünde bir tane içişleri bakanı adayı görebiliyor musunuz?
Tüm illerimizden ciddi oy alacak, milletvekili çıkartacak bir yapılanma görebiliyor musunuz?
Türkiye'yi birleştirici, kucaklayıcı bir parti mi CHP?

Bu kadro mu bu adam mı 'Güçlü ülke Türkiye' idealine götürecek bizi?

***

Ama seçmen bunu yapmayacak seçimde. Ekonomik gerçekleri, azınlık haklarını, açılımları, dış politikayı hepsini bir yana bırakalım. Liderlere bakalım. Çünkü seçmen öyle yapacak ve sonuçta yine kendisine benzeyeni iktidar yapmak isteyecek.

'Kendi mahallemizden çıkan, bizden biri olan Erdoğan atık çok güçlendi, fazla ilerledi. Artık o bizden olsa da onu çekemiyoruz bir şekilde. Çünkü çok farklılaştık ve bizler de insanız. Biz güçsüz kaldık, bizim gibi güçsüz bir lider istiyoruz.

Yine ve yeniden hakettiğimiz gibi yönetilmek istiyoruz.
Daha iyi olmayacağını bilsek de...'

***

İktidar olacak mı bilmiyorum ama işte bu yüzden çok oy alacak Kılıçdaroğlu...

Muhafazakar kesimi bekleyen vicdan testi

Kılıçdaroğlu'nun iktidara gelme ihtimali muhafazakar kesimi tedirgin ediyor.

Muhafazakar kesimin iktidara gelmesi CHP'lileri kendi dünyalarında yarattıkları 'şeriat tehlikesi' nedeniyle kaygılandırıyordu.

Muhafazakar kesim şimdi Baykal'ın değil de Kılıçdaroğlu'nun CHP'si iktidara gelirse 'darbe tehlikesi' hissedecek mi?
'Şeriatçılar iktidara geldi' yalanı gibi 'Ergenekoncular iktidara geldi' yaftaları da sahneye çıkacak mı?
Başörtülülerin hakları iade edilirse, AKP'nin kapatılmaktan korktuğu için yapamadıklarının CHP yaparsa Baykal'ın açılım sürecinde yaptığı gibi anlamsız sertlikte muhalefet mi gelecek, yoksa hakedilen alkış mı tutulacak?

Kısacası 'iktidar olunca acımasızca ve intikam salyalarıyla ezmeye başlayan muhafazakar kesim', Kılıçdaroğlu iktidara gelip de muhalefete düşünce vicdanlarını mı dinleyecek yoksa insafsızlığa devam mı edecek?
İşte bu sınav onları bekliyor olacak.

18 Mayıs 2010 Salı

Kemal Kılıçdaroğlu

Söylenenler doğru mu bilmiyorum ama söylenene göre Kılıçdaroğlu %100 Tuncelili, %100 Alevi, %50 Kürt. Bu 'zenginlik'lerine şunları ekleyebiliriz:

%100 Cumhuriyetin yıkılmasına karşı
%100 Cumhuriyetin evrimleşmesine taraf
%0 Cumhuriyet dönemi katliamlarının savunucusu

%50 statükocu - %50 yenilikçi
%0 emanetçi

%38 İstanbul Belediye Başkanı

%100 dürüst
%çok varoşların fakirliğin dilinden anlayabilecek birisi

Sosyal demokrasiden yana, genç, dinamik ve Ecevit bir insan.

Aslında Türkiye'de ortak aklın bir temsilcisi.

Başörtülülere, Kürtlere, Alevilere haklarını reklam etmeden teslim edebilecek, bunu yaptığında 'eyvah ülke elen gidiyor' dedirtmeyecek birisi. AKP'nin toplumun üzerine yapıştırdığı muhafazakarlaşma dayatmalarını da söküp atarsa toplumsal mutabakatı yakalamaya çok yakın.

Türkiye hiçbir şeyden vazgeçmek zorunda olmadan çağa ayak uydurabilir.

CHP MYK'sını 24 saatte sözünden döndürdü. CHP içindeki Ergenekon'u 24 saatte yıktı. Şimdi tek yapması gereken partiyi eski sosyal demokrat çizgisine döndürmek.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Baykal darbeyle devrildi

Ertuğrul Özkök - Hürriyet

EĞER dürüst birer insansak.

Eğer ülkemize gerçekten demokrasinin yerleşmesini istiyorsak.

Eğer çifte standardın karanlık gölgesinde siyaset yapmayı reddediyorsak.
Eğer samimiysek.
Eğer Ergenekon’da yapılan yargılamaların Türkiye’de darbe geleneğini kaldıracağına samimiyetle inanıyorsak.
Eğer gerçekten böyle bir insansak.
Baykal olayının da adını tam olarak koymalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ana muhalefet partisi genel başkanı, referanduma 2 ay, seçime 1 yıl kala, karanlık bir siyasi darbe ile devrilmiştir.
Bunun adı “darbe”dir.
Karanlık bir güç bir plan yapmış, bu planı uygulamaya koymuştur.
Öyleyse ne yapmalıyız?
Ergenekon darbe planları konusunda ne yapılıyorsa onu yapmak.
* * *
Bakın bu ülkede “Balyoz” adı altında bir olay aylardan beri manşetlerden düşmüyor.
Birtakım emekli askerler, muvazzaf subaylar gözaltına alındı, sorgulandı.
“Balyoz” olayı nedir?
2002 yılında hazırlandığı, sadece iddia edilen “mutasavver” bir darbe planı.
Aradan geçen 8 yılda gerçekleşememiş, yani atıl kalmış bir şeyden söz etmiyoruz.
Söz konusu olan “mutasavver” bir darbe değil, eyleme geçip, başarıya ulaşmış bir darbedir.
Ana muhalefet partisi genel başkanı darbe ile devrilmiştir.
Deniz Baykal Zincirbozan’dan beter bir yere gönderilmiştir.
Yapan kim?
Devlet mi, cemaat mi, gizli güçler mi, kendi partisinden biri mi? Hiç önemli değil.
Yapan kimse, darbecidir.
Demek ki bu ülkede yargılananların dışında da bir “Ergenekon” var.
Yatak odalarına musallat olmuş bir darbe çetesi, seçimle işbaşına gelmiş bir lideri devirebiliyor.
Kimse bunu kendi mezhebine uygun komplo teorileri ile geçiştirmeye kalkışmamalı.
Kim ki, demokrasiyi sadece kendi için değil, herkes için istiyor; işte samimiyet sınavı...
İşte turnusol kâğıdı.
Biz sadece, “bizimkileri deviren” darbecilere mi karşıyız?
Yoksa kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın her darbeye mi?
* * *
Ama, bugüne kadar yapıldığı gibi AK Partili bakana yumruk atıldığında emniyet müdürünü görevden alır; BDP’li milletvekilline yumruk atıldığında o ilin emniyet müdürünü derhal uzaklaştırır; Baykal’a saldırıldığında ise o ilin emniyet müdürünün sırtı sıvazlanırsa; Başbakan’ın telefonu kanunsuz yoldan dinlendiğinde onu yayınlayanı hapse atıp “Ergenekoncu” muamelesi yaparken; başka insanlara ait her türlü kanunsuz dinleme, röntgenleme konusunda üç maymun oynanırsa; yani “Herkesin darbecisi kendine” lakaytlığı siyasetin şiarı haline getirilirse; kimse bana demokratlığından, liberalliğinden, sivilliğinden söz etmesin.
Bakın bir daha tekrarlıyorum.
Bu ülkenin ana muhalefet partisi genel başkanı bir darbeyle devrilmiştir.
Mutasavver bir darbe değil, gerçekleşmiş bir darbe ile...
Ülkenin başbakanı “milli iradeyse” ana muhalefet partisi genel başkanı da “milli iradedir”.
Ve milli irade konusunda kimse kendi ahlakına, kendi mezhebine göre “ehliyet verme” hakkına sahip değildir.

Ahmet Altan suçluyu bulmuş bile...

Ahmet Altan - Taraf - 11 Mayıs 2010

Bence, “ülkenin gizli iktidarı” çıkmaza girdi, kıvranıyor, kıvranırken de her şeyi deniyor kurtulabilmek için, hatta Baykal gibi en sağlam adamını bile harcayabiliyor.

Baykallı da Baykalsız da “gizli iktidar” varlığını sürdüremez.

“Eski devlet” çatırdıyor.

Baykal, bu çatırtının kurbanı.

Öyle gözüküyor ki “eski devlet”, batarken “kayığı” kurtarmak için eline geçen her şeyi fırlatıp atacak, daha epeyce kurban verecek.