30 Aralık 2009 Çarşamba

Her şey mi komplo?

Ruşen Çakır - 18 Aralık 2009 - Vatan:

Son Ergenekon soruşturmasıyla birlikte bütün yakın tarihimizin, bugünümüzün ve hatta geleceğimizin bir “komplolar ve provokasyonlar bileşkesi” olarak tarif edilmeye çalışıldığına tanık oluyoruz. Ergenekon gibi bir örgütlenmenin var olması, bu yapının değişik yollarla iç çatışmalar körüklemek istemiş veya körüklemiş olması yaşanan her tatsızlığın arkasında onların olduğu anlamına nasıl gelebilir? Diyelim ki “derin” bir yapı bütün bunları tezgahlıyor, Reşadiye’de askerleri şehit edenlerin; onların bu saldırısını onaylayanların; bir belediye otobüsünde genç bir kızı ateşe verenlerin; Dolapdere’de göstericilere silah çekenlerin; Muş Bulanık’ta göstericilere Kaleşnikof’la saldıran kişinin hiç mi suçu yok?

Daha önemli sorularsa şunlardır: Neden bu kişiler bu suçları işliyorlar? Neden Türkiye toplumu bu yaşananlara karşı aynı tepkiyi vermiyor?

Beşir Atalay, son olayların sorumluluğunu “demokrasinin yükselmesinden rahatsız olanlar”a yükledi. Haklı olabilir. Gerçekten de Kürt açılımından, onun başarılı olma ihtimalinden rahatsız olan birbirlerinden farklı çevreler tahriklere başvuruyor olabilirler. Ancak unutmamalı ki, eğer böyle odaklar gerçekten varsa, bunların en çok, toplumun açılım konusundaki kafa karışıklığından ve buna neden olan hükümetin yanlışlarından istifade ettikleri de ortadadır.

Sonuç olarak hükümetin, bir an önce toplumdaki kafa karışıklığını giderecek adımlar atması, bu bağlamda, çok iyi bildiklerini söyledikleri provokatörleri, vakit geçirmeden etkisiz hale getirip cezalandırması gerekir.

Sivil darbecilerin çıkış noktası ne?

Bülent Arınç'a süikast iddiası ile yürütülen soruşturulmalarda sivil darbeciler ellerini Özel Harp dairesine de uzatabildiler ve oradaki 'sır'lara da eriştiler. Daha önce ıslak imza tartışmaları ve kafes planı gibi olaylarla askeri vesayeti yok etme amacındaki sivil darbeciler güç kazanmışlardı. Artan gücün de etkisi ile artık daha bitirici hamleler yapma adına Özel Harp'e girildi. Soruşturma kapsamındaki belgeleri arama iddiası ile hangi belgelerin incelendiğini, ilerisi için hangi 'koz'ların toplandığını bilmiyoruz. İlerleyen günlerde bu 'koz'lar teker teker patlatılacak bombalar olarak sıralanmıştır. Taraf'a sızdırılır. Biz de okuruz.

Arınç'a süikast iddiasında Özel Harp'e pusu kurulduğunu düşündürtecek bir çok neden var:

1-Olayda delil olarak sadece ev adresi yazan bir kağıdın olması, (suikastte kullanılabilecek) kayıtdışı silahların bulunmaması ve teknik takiplerinin temiz çıkması nedeniyle gözaltına alınan 8 asker de sorgularının ardından serbest kaldı. Yani ortada reel bir suikastten bahis etmek çok zor. Dava açılmama ihitmali dahi mevcut.

2-Arınç'ın ilk gözaltıların hemen ardından yaptığı uzun basın açıklamasında 'yeni gelin' edası ile kendisine suikast yapıldığına kamuoyunu inandırmaya çalışması ve buna adeta sevinmiş görüntüsü pusuyu hatırlatan bir başka nedendi.

3-Ve son olarak 2 askerin yakalanması ile Özel Harp'teki aramaların başlangıcı arasındaki zamanın kısalığı ve organizeliği olayın pusu yani tezgah olduğunu düşündürten bir başka neden.

Tüm bunlar ışığında Sivil darbeciler, askeri darbecilerin mutfağına girmek için gayri nizami yöntemler kullanmıştır düşüncesi mantık çerçevesinden içeri giriyor.

Sivil darbecilerin amacı demakroasi ise bunu sağlamak için kendilerine anti demokratik yöntemleri hak olarak görmeleri anlaşılabilir değil.

Pusuculardan gelecek demokrasi askeri vesayet altındaki demokrasiden daha tercih edilebilir olmamalı.

Çocuk doğacaksa sakat doğmamalı.

29 Aralık 2009 Salı

Bombacı siyaseti...

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir KCK'ye yönelik operasyonlara "Hükümete ve Devlet Aklına Bir Mesajımız Var. Bizi Şahin ve Güvercin Diye Ayırmayın. Bunu Söyleyenlere Hassiktir Diyoruz" şeklinde yanıt verdi. Bu tavır Baydemir'in tabanında kabul gördü. İlerleyen günlerde Baydemir açıklamasından geri adım atmadı. Önce bir ayetle küfürünü savundu. Sonra hakkında açılan soruşturma için "Hayırlı Olsun. Susma, Sustukça Sıra Sana Gelecek" yorumunu yaptı.

Tüm bunlar Kürt siyasetinin önde gelenlerinin sorunları demokratik yollarla değil de 'terör' ile çözme heveslisi olduğunu ortaya koyuyor.

Baydemir Kürt siyasetinin normalleşmesinden korkuyor.

Baydemir'in rüyası Kürdistan olsun.

Baydemir'e sormak isterdim. Kürdistanın kurulduğu gün gelirse ve sen başbakanı olursan, Türkiye'den bir saldırı görmesen bile Türkiye'ye bomba atacak mısın?

Aklında İstanbul'u fethettiğin günlerin hayali var mı?

26 Aralık 2009 Cumartesi

Operasyon

Erdal Şafak - Sabah:

Bölücü terör örgütü PKK'nın "Şehir yapılanması" diye tanımlanan birimi KCK'ya (Koma Ciwaken Kurdistan-TM, yani Kürdistan Topluluklar Birliği-Türkiye Meclisi) karşı geçen ilkbaharda başlatılan operasyonun belediye başkanlarını hedef alan 5'inci dalgası için düğmeye basılmasında 4 olay etkili oldu.

Daha doğrusu 4 olay, bardağı taşırdı.
1- Habur'dan girişlerdeki gövde gösterisi.
2- Tokat'ta 7 askerin şehit olduğu saldırı.
3- Kapatılan DTP'nin milletvekillerine yönelik istifa baskısı.
4- Kapatma kararını protesto için düzenlendiği iddia edilen ama aslında Ankara'yı test eden sokak gösterileri.

Bu 4 olayın 4'ünün de perde gerisinde KCK var.

22 Aralık 2009 Salı

AKP'ye 'elini çabuk tut' mesajı

DTP, BDP olarak meclis içi siyasete devam etme kararı aldı. Siyasi yasaklı olmasına rağmen yasal hareketin lideri olarak kabul edebileceğimiz Ahmet Türk'ün ilk açıklaması şu şekilde: 'İmralı'da Sayın Öcalan ile avukatları bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonucunda, Sayın Öcalan da parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını ve bu mücadelenin devam edilmesi gerektiği şeklinde... Avukatlarıyla bunu paylaştı. Bu şekilde bize ilettiler.'

Bu açıklama için şunları söyleyebilmek isterdim: 'Parti kapatılmalarının işlevsizleştiği bir kez daha ortaya çıktı. Ahmet Türk, lideri olduğu siyasi hareketin er ya da geç yeni bir kapatmaya neden olacak açıklamalar yapacağını biliyordu. Bu nedenle ilk açıklamalarında bizzat kararı Öcalan'ın emri ile aldıklarını açıklayarak AKP'ye parti kapatmayı zorlaştıracak düzenlemeler için 'elini çabuk tut' mesajı göndermek istedi. Böylece hem kendi siyasi yasağının kalkacağı zemini hazırlayacak olan, hem de toplumsal barışta önemli bir aktör yapacakları BDP'nin uzun ömürlü olmasını sağlayacak olan düzenlemelerin bir an önce yapılmasını zaruri hale getirmek istedi.'

Ancak bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Artık net olarak anlaşıldı ki PKK'nın siyasi ayağı olan parti bir çok kuvvetin arasında sıkışmış durumda. Öcalan'ın emirlerine sualsizce itaat ediyorlar. Mevcut PKK'nın eylemleri sonucunda bedel ödüyorlar. Meclis temsili içerisinde dışlanıyorlar.

Parti olarak uzun vadeli bir planları, stratejileri yok.
Öğretilmiş bırakıldıkları kaos ortamı içlerine işlemiş.
Refleksleri barışçıl çözüm önerilerinden çok kaleşnikoflarla programlanmış.

Kendi insanının temel haklarını hiçe saymak, ona mal muamelesi yapmak Kürt halkının geri kalmış kesimlerinde ağalık sisteminin mirası bir örftür. DTP grubu da kendi insanını kaosa sürükleyerek aynı örfü siyasi arenaya taşımış durumda...

17 Aralık 2009 Perşembe

Do the right thing...

Filmi bilenler bilir. Brooklyn'de Afrikalı-Amerikalıların mahallesinde pizzacılık yapan İtalyan-Amerikalı Sal (Danny Aiello), Buggin'out (Giancarlo Esposito) ve Radio Raheem (Bill Nunn) tarafından paralarını Afrikalı-Amerikalılardan kazanmasına rağmen onlara gereken değeri vermediği ve pizzacısının duvarlarına Afrikalı-Amerikalı liderlerin portrelerini asmaması nedeniyle nankörlükle suçlanır. Sinirleri sınanan Sal, Radio Raheem'in herşeyi olan radyosunu kırar. Olaylar büyür. Polis gelir. Radio Rahim'i gözaltına almak isterken öldürür.
Raheem'in ölümü üzerine Sal'in en güvendiği elemanı Mookie (Spike Lee) Sal'in dükkanının talan edileceği olayları başlatır. Dükkan önce yağmalanır, sonra da yakılır. Ertesi gün Sal (en üstteki resimdeki sahnede) Mookie'ye neden ona ihanet ettiğini ve kendi çalıştığı dükkanının camını çerçevesini indirdip yaktığını sorar. Haksızlığa uğradığından emindir. Mookie şöyle der: "Motherfuck a window. Radio Raheem is dead."

16 Aralık 2009 Çarşamba

Huzur Talibandadır...

PKK sempatizanları Muş'ta protesto eylemi yaptı. Polisi, devleti hatırlatan işletmeleri ve PKK'nın emirlerine uymayarak kepenk kapatmayanları taşladılar. Kepenk kapatmayanlardan biri beklenmedik bir tepki verdi etkiye. Kaleşnikofla göstericileri taradı. 2 ölü, 9 yaralı var.

Afgan halkı 'Taliban geldi huzurumuz yerine geldi' diyordu. 'Rejim baskıcı, olsun otoriter olsun ama en azından sokaklarda insanlarımız ölmesin' diyordu. Güneydoğu'da açılım sonrasında güvenlik güçleri uygulamalarını gevşetti. Buna karşılık terör sempatizanları ise eylem alanlarını genişletti.

Yerel halk bu mücadeleyi günlük huzuru dahi kaçacak kadar destekliyor olamaz. Yakında 'Huzur TSK'dadır' derlerse şaşırmayalım...

15 Aralık 2009 Salı

Barış ve Demokrasi

Demokratik Toplum Partisi kötü bir isimdi. Demokrat Parti ismi zihinlerde bu kadar güçlü ve başka iken Kürt zihinlerde Demokratik Toplum Partisi ismi ile bir özdeşleşme beklenemezdi. Zaten parti ile değil renkleri ile bir özdeşleşme olabildi anca. Partinini kısaltması zihinlerde yer etti. DTP dendi hep.

Şimdi AK Parti'ye karşı isim avantajı Kürt milliyetçilerine geçti.
Barış ve Demokrasi Partisi.
Tam da militarize olmamış her Kürt'ün hayali olan iki kelime.
Barış ve Demokrasi.

Açılımlar öncesinde AK Parti'nin açılım yapacağı kesimlere dair evveliyatının AK olması ana avantajı oldu. Dersim'e katliam diyebilen, Kürt halkına müslümanlık kartı ile sempatik gelebilen, Kürt halkı ile çatışmanın ana unsuru olmamış, Ermenistan'a dahi yaklaşabilen bir parti. Türk siyasi tarihinde iktidar olamamanın verdiği bir bedel ödememişlik. Azınlıklara karşı temize yakın bir sicil. Tüm bunlar AK Parti'yi azınlıklar gözünde AK yapan nedenlerdi.

Ancak şimdi tam da Barış ve Demokrasi sınavında Kürtler'in gözündeki AK'lık mertebesini kısmen de olsa yitirdiler. Sicili hepten düzeltemeye çalışırken kötü yönettikleri süreçler ve düştükleri tuzaklar nedeniyle AK'lıktan ödün verdiler.

İsim avatajı artık Kürt milliyetçilerinde.
Barış ve Demokrasi Partisi'nde...

Haddini bildirme savaşları...

Önce DTP haddinizi bilin, bizi kapatırsanız muhattap bulamazsını dedi...
Sonra Anayasa Mahkemesi haddinizi bilin, terör örgütü ile bağlantılarınızı törpüleyin dedi...
Sonra DTP asıl siz haddinizi bilin, biz sine-i millete dönüyoruz, siz de bölgemizde erken seçime mecbur kalın dedi...

Beyaz Türkler bunlardan adam olmayacak, aslında Kürt halkı bunları da istemiyor iddiasında...
Ama öte yandan yeni bir bölgesel seçim olursa olacaklardan korkuyor, o Kürt halkının tercihlerinin Beyaz Türk'ü haksız çıkaracağını biliyor...

Kürt hareketi artık kanunlara çok soğuk olduğunu belli ediyor...
Yasa adamları kanunları uygulamaktan bıkmayacak...

Dağlardaki operasyonlar hızını kaybetti.
Siyasi arena, sokaklar ve mahkemelerde savaş yeni bir platform buldu kendisine.
Uzlaşmadan bahseden henüz görülmedi...

13 Aralık 2009 Pazar

Statüko kazandı...

DTP kapatıldı.

Süreç işleyecek, Türkiye'de Türkler ile azınlıklar birbirine yakınlaşacak, daha özgürlükçü politikalar benimsenip, daha özgürlükçü bir anayasaya sahip olacaktık.

Bu süreçte iki kaybeden olacaktı. Mevcut statükodan rant sağlayan iki taraf. İlki 'özgürleşmeyelim, özgürleşirsek bölünürüz' korkusunu pompalamaya çalışanlar. Diğeri de özgürleşme sağlanırsa misyonsuzlaşacak ve tasviye olacak olan PKK. İşte bu iki tarafın da istediği oldu, sürecin önüne bir engel daha çıkarıldı. DTP kapatıldı. Ilımlı isimlerinden Ahmet Türk'e siyasi yasak konuldu.

Nihayet değişmeyecek. Sadece gecikecek.

AKP de kendi kapatılma davasından evvel ne kadar tutuştuğunu hemen unutmamalı. Bir an önce parti kapatmayı zorlaştıracak düzenlemeleri hayata geçirmeli.

10 Aralık 2009 Perşembe

Demokrat PKK

Neymiş? Tokat'taki 7 askerimizin şehit edildiği eylemi PKK yapmış ama Murat Karayılan'ın emri ile değil de kendi insiyatifi ile Dersim Eyalet Birimi adı verilen alt grupları yapmış. Bu başbakanın DTP ile başbakan olarak değil de parti genel başkanı olarak görüştüğünü söylemesinden bu yana duyduğum en büyük saçmalık.

Yani diyorlar ki biz PKK olarak o kadar demokratik bir yapıya sahibiz ki alt gruplarımız böyle hassas dönemlerde bile liderimizden bağımsız eylem yapma özgürlüğüne sahiptir. Biz bir alt grup olarak kötüleştik, şeytana uyduk, eylem yaptık. Kötü olan biziz. Siz bizim liderimizi muhattap almaya, gazetelerinize çıkarmaya devam edin. Bize kızın. Ona kızmayın. Ama bilin ki bizde kızdığımızda askerlerinizi şehit etmeye devam ederiz.

PKK bu kadar demokratik bir yapıya kavuşmuşken Türkiye Cumhuriyeti'nden de demokrasiyi beklemek hakkı olsa gerek...

Ne ala memleket şu Türkiye...

Silah Tüccarı Obama

Obama bugünkü Nobel Barış Ödülü konuşmasında o kadar çok savaş vurgusu yaptı ki bir an Obama'nın içine Silah Tüccarları Derneği başkanı girmiş ve dünyayı silahlanmaya devat ediyor sandım. Tabi tüm bunların normal bir zamanda değil de Nobel Barış Ödülü konuşmasında tecelli bulması da ironik bir durum oluşturdu.

-Gerçi Nobel Barış Ödülü'nün Alfred Nobel'in dinamiti icat etmesinin vicdan azabı nedeniyle ortaya çıkmış olduğunu, Nobel'in anavatanı İsveç'in halen dünyanın önemli silah tüccarlarından biri olduğunu da not edelim.-

Obama her konuda önceliklendirdiği gibi bu konuda da samimi olmaya çalıştı. Ancak Obama'nın dahi yarım saat boyunca samimi bir şekilde savaş ve barıştan bahsetmesi içindeki silahlanma yanlısı tavrın ve hali hazırda dünyanın iki ülkesi ile savaşan bir ülkenin lideri ve en nihayetinde komutanı olduğunun apaçık ortaya çıkmasına yol açtı.

Obama'nın "Şiddet içeren çatışmaların bizim ömürümüzde yok edilemeyeceğin dair acı gerçeği de itiraf etmek zorundayız" itirafı, Nobel ödül törenlerinin karşılıklı hoşgörü ve birbirimizi kandırma atmosferinin dışında samimiyeti nedeniyle desteklenmesi gereken bir ifade oldu.

Bu ödülün daha önce 94'te Arafat, Rabin, Peres üçlüsüne verilmiş olması ödülün beklentileri satın almayı amaçlayan yanının geçmişine dair iyi bir örnek. Umarım o ödülün İsrail - Filistin savaşına engel olamamasının aksine bu ödül süregelen ABD - 3. Dünya savaşlarına engel olabilir...

9 Aralık 2009 Çarşamba

İnkar Poltikası

DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Serap'ın ölümü için 'umarım Ergenekon değildir' diyor.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, 7 şehidimiz için 'karanlık bir provokasyon olduğu gün gibi ortada' diyor.

Ahmet Türk, Kürt toplumunda kontrol edemediği güçlerin varlığından dert yanıyor bir anlamda. 7 şehidimizin ölümünün arkasında Ergenekon-DerinPKK ortaklığını koymak isterken itiraf ediyor tüm Kürtleri kontrol edemediğini. Bu noktada yapması gereken kontrol edemediği güçleri radikalleştirerek, kendisine desetek veren ılımlı güçlerle yola devam etmektir.

Kürt toplumunun tıpkı AKP gibi, pragmatist, politika üreten, tabulara bağlı kalmayan, demokrat ve ekonomik koşulları önceliklendiren bir partiye ihtiyacı var. Açılım olacaksa, barış olacaksa Türk tarafının demokratları karşılarında kendileri gibi demokrat muhattap bulabilmelidirler.

Karşılarında Serap'ın ölümüne dahi 'umarım Ergenekon değildir' diyecek pişkinliği gösterebilecek, milliyetçi duygularının ve tarihsel liderlerinin kılıcının esiri olmuş muhattaplar buldukları sürece süreç gayet tabi tıkanacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti inkar politikası ile bir yerlere varılamayacağını sonunda anladı. Bunu Kürt toplumu da bilmeli. Kendi tarihleri ve gündelik eylemleri ile ilgili inkarla bir yerlere varamazlar. Önce gündelik siyasetlerinde gerçeklere tutunmaları ve hatalarından özür dilemeyi öğrenmeleri sonra da tarihlerindeki vicdansızlıklarla ve derin devletleri ile hesaplaşmaya başlamaları ve en nihayetinde kendilerini temize çıkarmaları gerekir. Aynı Türkiye Cumhuriyeti'nin yapmaya çalıştığı gibi.

Tek görüşlü, tek duruşlu toplum olamaz. Kürtler kendilerini bir toplum olarak tanımlıyorlar. Bunu görüş ayrılıkları, farklı politika yapan, birbirine muhalif olan güçler ayrılığı ile ispat etmeliler. Şu andaki görüntülerine baktığımızda öyle bir sonuç çıkıyorki sanki Kürtler devletlerini kursalar herkesin aynı görüşe sahip oluduğu, dünyanın en mutlu, en huzurlu devleti meydana gelecek.

Ama hepimiz biliyoruz ki gerçek bu değil. 'Gerçek' siyasi arenada tecelli etmeli...

8 Aralık 2009 Salı

Gerçekten DTP

Radikal'den Murat Yetkin yazmış:
DTP, asıl İmralı ile Kandil arasında kalmış görünüyor. Murat Karayılan’ın geçen ay Türkiye gazetesinde yayımlanan mülakatında, konuya çok daha siyasi baktığı, PKK odaklı bir çözüm için kendi mantığı çerçevesinde -Öcalan’dan hiç söz etmeden- tutum aldığı görülüyordu. Öcalan’ın ise her şeyin önüne kendi durumunu koyduğu anlaşılıyor.
DTP bu noktada karar sancıları çekerek Öcalan’ın yanında yer alıyor.
DTP bunu yaparak, tıpkı 28 Şubat’ta kendilerini devletle karşı karşıya getiren Necmettin Erbakan’dan kopan dindar kitlelerin başörtme konusunda kavga vaat etmeyen Tayyip Erdoğan’ı seçmeleri gibi Kürt kökenli milyonları kendisinden nasıl yabancılaştırdığının farkında değil; PKK tabanını mutlu etmekle yetiniyor.

Murat Yetkin'in işaret ettiği yeni partiyi bir süredir kafamda açmıştım ve adına da GDTP diyordum. Yani Gerçekten Demokratik Toplum Partisi. DTP'nin adının aksine demokrat olmadığı, siyasi arenada çözümün adresi ve sözcüsü olamayacağı kendini belli etti. DTP demokrasi dışı bir hadise olan kapatılmaları ihtimaline samimi bir şekilde itiraz etmiyor. Bunun yerine Türk halkını tehdit ediyor ve Kürt halkını radikalleştirmeye çalışıyor.

Kürt halkı bu oyuna gelmemeli ve kendini DTP'nin Öcalan menşeli saldırgan politikasından kurtarmalı. DTP kapatılırsa 2 yeni parti ile dönmeli. Yeni DTP ve GDTP.

O zaman GDTP'nin ne kadar hızlı bir şekilde hükümetin ana muhattabı ve Kürt halkının asıl vicdani temsilcisine dönüşeceğini hep beraber göreceğiz. GDTP aynı zamanda 'biz değişmedik ama geliştik' mesajı vererek hem ılımlı Kürt tabanını koruyacak hem de senelerdir şehit haberleri ile yüreği delinmiş olan ama aynı zamanda da İ.Melih'e 'adam yiyor ama iyi de çalışıyor' demişliği bulunan Türk halkının vicdani kabul sınırlarına girecek.

DTP'nin Türk halkında kredisi çoktan tükendi. Kürt halkı bu krediyi ancak GDTP hareketi ile geri kazanabilir. Bu şekilde toplumsal mutabakatın önü yeniden açılabilir.

Yeni DTP ise ya sine-i millet provokasyonları nedeniyle kurulamamış olacak ya da kurulsa bile GDTP'nin varlığı nedeniyle toplumun geri kalanına göre o kadar radikal bir çizgide kalacakki, demokratik bir oluşum olarak algılanamayacak.

Geldiğimiz noktada 'Öcalan'ın beni hapisten çıkarın yada koşullaırmı iyileştirin, ben burada çok sıkıldım'larının sözcüsü bir parti oldu DTP.

Hükümet ise 'PKK'nın temsilcisi olsan bile gel, yeterki demokratikleşmeye ve Kürt mücadelesinin yasal zeminde meşrulaşmasına aracı ol' noktasında.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Son hamle...

PKK 7 can daha aldı. Bunun amacı DTP'nin kapatılmamasını engellemek ve meşrulaşmadan kaçak savaşa devam edebilmek. DTP'nin kapatılmasına 'hayır' oyu verme ihtimali olan Anayasa Mahkemesi üyelerinin vicdanına 'bizi kapatın' diye hitap edebilmek.

Ülkeye demokrasi gelmesin diye attıkları adımların sonuncusu...

6 Aralık 2009 Pazar

DTP demokrasiden yana mı?

Ahmet Altan - Taraf:

DTP ve DTP’yi destekleyen Kürtler, Türkiye’nin demokrasi mücadelesiyle ilişkilerini kopardılar mı, demokrasi olup olmaması artık onları hiç ilgilendirmiyor mu, Türkiye’de demokrasi olup olmamasının kendi hayatlarını hiç etkilemeyeceğine inandılar mı?

Doğrusunu isterseniz, ben bu noktada insanları Türkler, Kürtler, Çerkesler, Lazlar diye ayırarak bakmıyorum, insanların “demokrasi mücadelesini destekleyenler ve desteklemeyenler” olarak ayrıldığı bir kavşaktayız çünkü.

Herkesin hayatı, geleceği, özgürlüğü, refahı, mutluluğu, bu büyük mücadelenin sonucunda belirlenecek, Türk ya da Kürt herkesin hayatı gerçek bir demokrasinin buraya gelmesiyle değişecek.

DTP, hepimizi ilgilendiren bu demokrasi kavgasının neresinde?

Bu kavgada var mı?

DTP’nin kapatılmasına karşı çıkarken hepimiz birlikte miyiz, hukuk uygulanırken, darbe yasaklanırken, Ergenekoncular yakalanırken Türk Kürt demeden bütün demokratlar ve özgürlükçüler elele miyiz?

Herkes durduğu yeri açıkça söylemeli.

Ben, demokrasiden, hukuktan, özgürlükten yanayım, Türkiye’yi ve burada yaşayan herkesi bu gelişmelerin kurtaracağına inanıyorum.

Biz, elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince bu demokrasi mücadelesini sürdürürüz, bu ülkede her ırktan, her dinden, her mezhepten “demokratların” varlığına ve gücüne inanıyorum, hep birlikte elele veririz.

“Kurtuluşu” demokrasinin dışında arayanlar da kendi yollarında, kendilerine benzeyenlerle yürürler.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Kapat beni...

DTP'nin Türk halkını sınama oyununun son perdesinde 'ben istediğim kadar cıvıtacağım, Apo'nun hücresi 17 cm2 küçülmüşken yarısına indirilmiş gibi göstereceğim, sokaklarda gençlik kollarım ile eylemler düzenleyeceğim, hukuk kurallarınızın hiçbirini tanımayacağım bakalım o zaman beni kapatabilecek misiniz?' diyor...

Hele bir bir kapatın, o zaman Avrupa'nın gözündeki mağdur imajımız güçlenecek, kısa vadede açılımla bize istediklerimizin bir kısmını verme ve Kürt halkının gönlünü kazanma ihtimali olan bir hükümetiniz var ve ben bu hükümetten başka türlü halkımı ve tabanımı kurtaramayacağım galiba. En iyisi bizi kapatın da azınlık imajımız güçlensin, kısa vadede kaybetmiş gibi gözükelim ama uzun vadede bölünmenin ön ayağı olacak gelişmeleri başlatmış olalım dedi...

DTP kapatılmak ve ülkeyi bölmek istiyor. DTP'nin PKK adına yaptığı eylemlerde hukuk işletilmedi, kapatılma davasında da işletilmesin ve parti kapanmasın...

4 Aralık 2009 Cuma

Türkiye Kürtlerindir...

A: Ben Türk'üm.
B: Faşistsin demek.
A: Nasıl yaw? Ne dedim ben şimdi?
B: Daha ne diyceksin bütün azınlık kimlikleri inkar ettin, Kürt halkını hiçe saydın ve ordu terörüne davetiye çıkardın... Benden de Türk'üm dememi bekliyorsun dimi, faşistsin diyince parladın hemen...
A: Abi sen beni tam duyamadın galibe ben sadece Türk'üm dedim, senle ilgili bişi demedim...
B: Türk olduğun benim sana Kürt halkını hiçe saydın dememle birlikte beni susuturmaya, sindirmeye ve ezmeye çalışmanla iyice kendini belli etti zaten.
A: Neyse anlaşamıycaz anlaşılan, ben kaçars...
B: Kaç bakalım kaç daha, senelerce biz kaçtık artık siz kaçacaksınız... Türkiye Kürtlerindir göreceksiniz...
A: (giderken) Allah akıl fikir versin...

Free Siyaset

Uzun süredir kafamda blogluyordum artık sanalda da bloglamanın zamanı gelmişti. Kararına varamadığım en önemli hadise blogun adı idi. Bugün aklıma düştü 'generation free' lafı. Yani aslında tüm jenesaryonları kapsayan demek. Oradan generation'ı atıp Free Siyaset olsun dedim.

Free özgür demek, özgür 70'lerin lugatında solcu demek. Ben kendime solcu der miyim, demem. Ama zaten özgür değil de free diyerek Türkçe'yi hiçe saydım. Özlü bir solcu bunu hiçbir zaman yapmazdı. Free kullanınca da ABD uşağı bir liberal gibi oldum, acaba ben liberal miyim? Yani ben kendime liberal yada liboş da demem, ama diyene de bişi demem. Aynen bana solcusun diyene de bişi demeyeceğim gibi.

Tüm sınıflandırmalar bir yerde kısıtlayıcı ve freelik hali kısıtlanmanın tam zıttı.

O zaman tanımlanamayan, kategorize edilemeyen siyasi görüşlere ithaf edelim blogun adını.

Free siyaset diyelim ona...