Fatih Altaylı - Habertürk
GENELKURMAY Başkanlığı, bilgilendirme toplantısına “şaka” gibi açıklamayla girdi cuma günü:
“Terör daha da artacak.”
Orada olsaydım, “Bravo, iyi bildiniz” diye alkışlardım.
Burada aylar önce yazdım, “PKK bu yaz terörü tırmandıracak.
Yayınlarında açıklıyorlar, ‘Düşük yoğunlukludan orta yoğunluklu savaşa geçeceğiz’ diyor” diye.
Ortada bir sürpriz yok yani. İşte sonuç.
Bir günde 11 şehit daha.
Son birkaç aydaki şehit sayımız 50’yi aştı.
Başbakan’ın sözleri de Genelkurmay’dan daha az “şaka” değil.
“Bir yılda 5000 şehit verdiğimiz günleri unutmadık” diyor.
Terörün başladığı 1983’ten bu yana bir yılda 5000 şehit verdiğimiz olmadı.
Bırak onu, 100 şehit verdiğimiz yıl bile yok hatırladığım kadarıyla. 5000 nereden çıktı anlamadım. Anlatır herhalde bir ara.
Öcalan elimizde, terör yine tepede. Sanki 1990’ların ilk yarısına geri dönüyoruz.
Anlamak mümkün değil.
Ve yine Başbakan diyor ki: “Arkasında kimin olduğunu biliyoruz. Ama bedelini ödemeye hazırız.”
İsrail ve ABD’yi kastediyor.
Ama bu işler şaka değil, oyun değil.
Kastetmekle olmaz. Belge gerektirir, bilgi gerektirir.
Varsa zaten kastetmekle yetinmezsin.
Yoksa eğer, böyle bir şey söylemezsin.
Ben size bir şey söyleyeyim.
PKK’nın arkasında ne İsrail var, ne ABD.
Ama PKK sorunun farkında ve Türkiye ile sorunu olanlara mesaj yolluyor, “Biz buradayız” diye.
Diyelim ki, Başbakan haklı ve bir şeyler biliyor. Durumu kurtarır mı?
Başbakan’ın dediği şu: “Hamas ve Gazze için İsrail’i sıkıştırıyoruz. Onlar da bize bunu yapıyor.”
De ki öyle.
Peki bu kimin suçu?
Kendi güvenliğini, kendi vatanının evlatlarını Hamas’ı korumak için ateşe atmış olmuyor mu bu ülkeyi yönetenler?
O Hamas ki, onlara yardım götürdüğünü zanneden 9 Türk ölürken, “Biz arabulucu olarak Mısır’ı istiyoruz” diyen, yardım gemileri için Kıbrıs Rum Kesimi’ni aracı gösteren bir “parti”.
Başbakan haklıysa, Türkiye dış politikasının bedelini kendi evlatlarını teröre şehit vererek ödüyor.
Yok eğer haksızsa, o zaman da içeriksiz çözüm arayışlarının bedelini yine evlatlarını şehit vererek ödüyor.
Bu ülke elbette tüm varlığını bedel ödeyerek kazandı ve korudu.
Ama boşa bedel ödeyerek değil.
20 Haziran 2010 Pazar
19 Haziran 2010 Cumartesi
Bir iktidar bedeli olarak 'ölüm'
İktidar için;
*Yardım gemisi adı altında insanları ölüme göndermek mi?
*Toplumda dini duyguları körükleyecek suikastler düzenlemek mi?
*Terör örgütü ile ayarsız ilişkiler kurup herşeyi berbat edip sonra oy kaybetmemek için teröristleri dağlarda, uzantılarını mahkemelerde avlayarak onlarca şehit vermemize neden olmak mı?
*Toplumda milli duyguları körükleyecek suikastler düzenlemek mi?
Hangisi daha masum?
AKP mi - Ergenekon mu...
*Yardım gemisi adı altında insanları ölüme göndermek mi?
*Toplumda dini duyguları körükleyecek suikastler düzenlemek mi?
*Terör örgütü ile ayarsız ilişkiler kurup herşeyi berbat edip sonra oy kaybetmemek için teröristleri dağlarda, uzantılarını mahkemelerde avlayarak onlarca şehit vermemize neden olmak mı?
*Toplumda milli duyguları körükleyecek suikastler düzenlemek mi?
Hangisi daha masum?
AKP mi - Ergenekon mu...
Etiketler:
AK Parti,
İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü
8 Haziran 2010 Salı
Ses verin!
Nuray Mert - Radikal
Son durum tahlilleri ve Ortadoğu analizlerinden önce, bir Türkiye vatandaşı olarak en temel hakkımı kullanmak, en doğal talebimi ifade etmek istiyorum. Kimse benim adıma ‘savaş’ veya ‘gaza’ ilan etmesin!
Gördüğüm kadarıyla, düne kadar, askerlik hizmeti konusunda ‘vicdani ret’cileri destekleyenler bile, son günlerde ortalığı kaplamış olan, savaş diline yeterince ses çıkarmıyor. Çıkaramıyor da denebilir, zira, sonunda olan oldu, düşünce özgürlüğü ‘İsrail destekçiliği’ yaftasının tehdidi altına girdi.
Demokratik bir ülkede, kimse ne geleneksel Türk dış politikasının çizgisini, ne resmi dış politikaları onaylamak durumunda değil. Dış politika konularında da, insani, vicdani telakkilerimizi ifade etmek konusunda özgür olmalıyız. Ben bu özgürlüğü kullanmanın ötesinde, demokratik çerçevede örgütlemek adına, epey çaba sarf etmiş biriyim. Irak işgaline karşı, Küresel Barış Koalisyonu’na yıllarca destek verdim. Bölgede yeni işgal ve savaş tehditlerine karşı, ‘Doğu Konferansı’ adı altında elimizden geleni yapmaya çalıştık. Ne ‘Suriye ajan’lığımız kaldı, ne ‘Hizbullahçı’, ‘İrancı’ suçlaması, hepsine maruz kaldık.
Oysa, o zaman söylediklerimiz netti; ABD dış politikası peşinde gitmek adına oluşan, yeni işgal ve savaş tehditlerine karşı çıkmak! Aramızda kimse, düşünceleri adına, savaş dili kullanmıyor, ‘gaza’ya gider gibi yola çıkmıyordu, çıkamazdı! Zira, mesele sadece ‘barışçı’ olmamız değil, başkaları adına kimseye savaş ilan etme hakkımız olmamasıydı.
Oysa son olayda, Gazze’ye giden yardım filosuna katılanların bir kısmının ‘şehit’ olmayı göze almış olduğunu öğreniyoruz! Bu, en başta, diğer aktivistler adına ‘risk’ almak gibi son derece sorumsuz ve hakkaniyetsiz bir durumdur. Dahası, Türkiye’de yaşayan hepimizi bir savaş halinin içine çekmek sorumluluğu da söz konusudur. İsrail’in iyice haydut devlet haline gelmesi ve bunun sonucu yaşanan vahşet bu durumu göz ardı etmeyi gerektirmez.
Bu gerekçeye sığınanlar, düpedüz çarpıtma yapıyor.
Biz, Doğu Konferansı günlerinde, bırakın Türkiye’de yaşayan herkesi, sadece kendimiz adına konuşmak ve davranmak konusunda ve bu çerçevede muhalefet ettiğimiz hükümeti bile zor duruma sokmamak için aşırı özen göstermiştik. İktidar partisi mensubu olanlar başta olmak üzere, bu çabamızın pek çok şahidi var.
Filistin sorunu bugün çıkmış veya Gazze olayı ile başlamış değildir. 60 yılı aşkın çok acı bir tarihi vardır. Buna karşın, Türkiye’nin aniden kendini bu meselenin içinde bulması izaha muhtaç bir durumdur. Bu izah, ‘insani yardım’ olamaz!
Lübnan’da sadece dört yıl önce yaşanan İsrail saldırısı sonunda çıkan savaşa karşı çıkmayı, ‘Hizbullah’ı ve dolaylı yoldan İran’ı desteklemek olarak gören/gösterenlerin, son olayları sorgulayanları İsrail yanlılığı ile suçlamaları, ‘kan dava’larından söz etmeleri de izaha muhtaç bir durumdur.
Şimdilik özetle şunu söyleyeyim;, bu işler ciddi işler! Bu konuda yeterince kafa yormayıp, emek harcamadan, mevcut atmosferi körüklemek, en hafif deyimle, vebali çok büyük, çok ciddi bir sorumsuzluk!
Gazze’de, Irak’da, Afganistan’da olanlara karşı çıkmak, ses vermek, her şey bir yana, sıradan insan olmanın gereği! Yıllardır, insan olmanın gereğini yapmayanları eleştiriyorum! Ama kimse de, birdenbire Gazze adına ortaya çıkıp, gaza veya savaş körükleme hakkına sahip değil. İktidarın, bu konuda her türlü sorgulamayı ‘Tel Aviv ağzıyla konuşmak’ diye, sindirmek suretiyle bu macerayı bize kader diye dayatması da tam bir felaket olur!
ABD, İsrail’e baskı yapma konusundaki başarısızlığı ardından, işi bize yıkmaya çalışıyor gözüküyor. Anlaşılan, gaza gelip kendini ateşe atmaya hevesli de çok insan var. İşe bir de iç siyasi hesaplar girince durum daha da vahimleşiyor. Lütfen herkes kendine gelsin, göz göre göre, bir alamete binip, kıyamete gitmenin bedeli çok ağır olur.
Türkiye’de yaşayıp, bu gidişten rahatsız olan herkese sesleniyorum; ses verin, kimse bizim
adımıza sonu belli olmayan maceralara girişmeyi düşünmesin, bunun üzerinden hesap yapmasın!
2 Haziran 2010 Çarşamba
Ben istemiyorum
Kendi milletinden daha çok Gazze'de hapsolanlar için kaygılanan,
kendi ülkesinde 1 ayda 30 şehit verilirken tıbbi yardımsızlık nedeniyle hepi topu 25 kişinin öldüğü bir Arap ülkesi için kaygılanan,
laik atfedilmesine rağmen din kardeşliğini milletinin çıkarlarından daha öne koyan,
Türkiye halklarından çok Arap halklarının kalbine hitap eden,
Türkiye'den çok Arap halklarını birleştiren,
lideri Türkiye'den çok Arap devletlerinde sevilen,
bir ülke, bir yönetim, bir hükümet istemiyorum.
Ben bu değerlerle bu amaçlarla yola çıkmadım ve benim kitabımda bunlar yazmıyor.
Reddediyorum.
Etiketler:
Arap halkları,
Gazze,
Türkiye Cumhuriyeti,
Türkiye yönetimi
1 Haziran 2010 Salı
Hak ve odak
'Şehit olmayı göze aldık' diyerekten İsrail'in ambargo uyguladığı ülkeye giden,
İsrail askerleri daha gemiye ayak basmamışken sopalamaya başlayan,
İsrail'in kendisini terör örgütü ilan etmesine rağmen onu taciz eden,
askerleri aşağı deck'lere attıktan sonra 'galiba bir asker aşağı düşmüş ona tıbben yardım ediyoruz' diye canlı yayına çıkan,
gemide yardım organizasyonunun başarısına hizmet edemeyecek 1 yaşındaki çocuklar ve yaşlı insanlar dahil 700 kişi taşıyan,
provokasyonu amaçlayan,
ve bu amaçlanan provokasyonun bedelini insan canıyla ödeyen - ödeten bir organizasyon.
Bu organizasyon İsrail'in kendini ettiği kadar Türkiye gündemini terörize etmedi mi şimdi?
Türkiye'nin kaderi ile oynamadı mı?
Buna hakkı var mıydı?
Irak'ta milyonlar ölürken uyuyanların, Gazze'de hapsolanlar nedeni ile ölçüsüz zorlamalara hakkı var mıydı?
Etiketler:
2011 Seçimleri,
İHH,
İsrail,
Türkiye gündemi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
